ABD Büyükelçisi Tom Barrack 20 Mart 2026 tarihinde yaptığı açıklamada; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yürütülen “Terörsüz Türkiye çözüm sürecine” Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve MİT Başkanı İbrahim Kalın da katkı sağladığını belirti. Türk yetkililerin PKK lideri Abdullah Öcalan ve Kürt siyasi hareketiyle diyalog kurma çabalarının “güven göstergesi” olduğunu söyledi.
Söz konusu süreci “uzun ve karmaşık bir yol” olarak nitelendiren Barrack, Kürtlerin yıllardır yaşadığı sorunları “bölgedeki dört ülke arasındaki yanlış anlamalar” olarak değerlendirdi. Barış sürecinin, Kürtlerin kendi geleceklerini belirleyebilmeleri için bir fırsat sunduğunu dile getirdi.
"Kürtlerin bugüne kadar bağımsız bir devlet kuramamış olmaları hayal kırıklığı yaratıyor" dedi.
Terörist Başı Abdullah ÖCALAN; "Sürecin önünü açacak anahtar niteliğindeki Çerçeve yasa; Demokratik cumhuriyete sonuna kadar kapı aralanmaktadır. Tarihsel bir sorunu çözmek için yola çıkıldığını ve en az cumhuriyetin kuruluşu kadar önemli bir demokratikleşme sürecinin başlangıcında olunduğunu" söyledi.
Sırrı Süreyya ÖNDER; 29 Ekim 2012’de katıldığı bir TV Programında "Ben bu Cumhuriyetin ne hayrını görmüşüm? Bunu neden bir iman haline getireyim?" demiştir.
2014 yılında İmralı'da yapılan bir görüşmede Abdullah Öcalan'ın, Sırrı Süreyya'ya hitaben "Sen yedi yıl cezaevinde kaldın, kendi emeğine sahip çıkmalısın. Kaldı ki sen bir yetimsin." Dediği, Sırrı Süreyya Önder ise buna karşılık "Olur mu Başkanım? Siz söylediniz ya, benim babam sizsiniz, ben kendimi yetim saymıyorum" demiştir.
DEM Eşbaşkanı Tuncer BAKIRHAN 16 Kasım 2014 tarihinde bir mülakatta; “Ateşkes sürecinin devam ettiği dönemde, uluslararası güçler de yer almaktadır.”
“Kürtlerin uluslararası kamuoyunda hak ettikleri yeri bulacağını, Kürtlerin tek parça olmasa bile yaşamış oldukları bölgelerdeki sınırların sonuna kadar gevşediği, dört parçadaki yönetenlerin de zorunlu olarak Kürtler arası ekonomik, sosyal ve siyasal ilişkilerin gelişmesine hep birlikte tanıklık edeceğiz.”
“Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın söylemlerinin, Türkiye Cumhuriyeti politikası olmadığını artık herkesin anlaması gerekir. Umarım iyi şeyler olur ve süreç artık tek taraflı ve oyalamaya, aldatmaya dönük söylemlerle gidebilecek bir süreç değildir.”
İYİ Parti Grup Başkan vekili Turhan ÇÖMEZ 14 Ekim 2025 TBMM oturumunda, Meclis Başkan vekilliği yapan Pervin BULDAN'a "Geçtiğimiz hafta öğrendik ki sizin aynı zamanda mesaj taşımak gibi, ulaklık yapmak gibi bir göreviniz varmış. Sizin insanlarımızı katletmiş alçak teröristin mesajlarını Türkiye’ye taşımak gibi bir sorumluluğunuz yok" dedi. Buldan ise "Sizin bu sözlerinizi reddediyorum. Ben bu kürsüye saygısızlığı, bir insana asla kabul etmem. Ben iş yapıyorsam ulaklık değil, Türkiye’nin geleceği için yapıyorum, bu ülkenin barışı için yapıyorum" diyerek susturmak ve baskı yapmak istedi.
DEM Parti İmralı heyeti üyesi ve Van Milletvekili Pervin Buldan Çerçeve Yasa Mecliste kabul edilmesinin ardından “Bugün bir başka baharın eşiğindeyiz. 50 yıllık çatışmalar ve şiddetin sonuna doğru yürüyoruz. Memlekete barış imkânı sunan, diyalogla müzakerenin yolunu açan başta Sayın Öcalan olmak üzere bütün siyasi aktörlere binlerce kez bir daha teşekkür etmek istiyorum. Yüzyıldır isyan ve inkar denklemine sıkıştık. Şimdi, Türkiye bu kısır döngüden çıkmak istiyor. Türkiye, son 50 yılda Kürt meselesinin çözümsüzlüğünden kaynaklı çok büyük maliyetler ödedi. Orta Doğu'da oyun kurucu vasfını kazanabileceği her denklemde Kürt dengesiyle karşı karşıya kaldı. Artık maliyet ödeme değil, hasat alma dönemidir.
Demokratik Cumhuriyet hareketini bugünden itibaren başlatıyoruz. Tohum bugün Ankara'da toprağa düştü. Kökü tutacak, dalı büyüyecek; yolumuz, yolunuz açık olsun.”
20 Ağustos 2026 tarihinde; PKK lideri Abdullah Öcalan'ın "Silahsızlanma ve Siyasallaşma" adıyla kurulması planlanan alt kurulda yer alacağını söyledi.
“Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet YILMAZ’ın Öcalan’ın statüsüne ilişkin açıklamasının da değerli olduğunu” belirten Veysi Aktaş, “Siyasi iradenin ilk kez Öcalan’ın statüsünü kabul ettiğini” vurguladı.
Sürecin üç aşamadan oluştuğunu ifade eden Aktaş, “İlk aşamanın çerçeve yasa ile aşıldığını, şimdi demokratikleşme sürecine geçildiğini, Barışın ve sürecin toplumsallaşmasıyla kalıcı barışın sağlanabileceğini” söyledi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay HATİMOĞULLARI; 5 Ocak 2025 tarihinde Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) tarafından Diyarbakır’da gerçekleştirilen halk buluşmasında yaptığı konuşmada "Bu tarihsel kırılmada ya pozitif bir şekilde kırılma gerçekleşecek barışı inşa edeceğiz, ya negatif yönde kırılmalar gerçekleşecek ve her yer Gazze olacak" diyerek tehditkâr bir ifade kullanmıştır.
Aynı şekilde 14 Ağustos 2026’da da "Süreçte negatif yönde kırılmalar gerçekleşirse Türkiye’de her yer Gazze olacak" şeklinde ikinci defa yaptığı tehdit, siyasi çevrelerde büyük bir tartışma ve tepki dalgasına yol açmıştır.
DEM Parti 6 Eylül 2026 Kurultayında konuşan Tülay Hatimoğulları; “Kabul edilen çerçeve kanunu çok önemsiyoruz. Ama aynı zamanda eksikliklerini de belirttik. Hiçbir kanun tek başına toplumsal barış yapamaz. Kanun sadece bir kapı açabilir. Bu kapıdan nasıl geçileceğine siyaset, hukuk ve toplum birlikte karar verir. Şimdi önümüzde çok daha zor bir aşama var. O da barışın toplumsallaşmasıdır. Bu ihtimali yıllar boyunca ayakta tutan büyük bir toplumsal mücadele ve bedeller var. Bunlarla barış süreci bugün bu seviyeye geldi. Eğer bugün İmralı'da bir masa kurulduysa bu verilen emek, mücadele, ödenen bedeller ve ülkenin geldiği koşulların dayatmasıyla olmuştur” diyor.
Diyarbakır, İstanbul, Hakkâri, Van’da dağda öldürülen teröristler için taziye çadırları kurulması ve anma programları düzenlenmesi; şehit ailelerimizi ve gazilerimizi derinden yaralamış, büyük bir üzüntü ve infiale neden olmuştur.
Bu açıklamalar ve siyasi yaklaşımlar; Türkiye’de Milli birliği bozma ve ülkede ayrımcılık yaratma amacına yönelik Siyonist İsrail’in Türkiye’yi parçalanmaya götürmek için BOP kapsamında uygulamaya koyduğu projenin yürütülmesi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Sanki PKK terör örgütü; Türkiye Cumhuriyetini teslim almış, Ülkenin parçalanması için uygulamaya koydukları planı Yerli işbirlikçiler yardımı ile silahsız bir şekilde gerçekleştireceğini zannediyor.
Türk Milleti bu gibi oldu-bittilere fırsat vermeyecek kadar bilinçli ve sağduyulu bir Millettir. Türk Milleti; zamanı geldiğinde bu ihanetin hesabını sormayı da bilir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin bir terör örgütüne yenilmiş, isteklerini kabul etmiş havası yaratılması İktidarı ve Muhalefeti ile birlikte Türk Milletinin onurunu kıran bir davranıştır. Bir Terör örgütü Türkiye Cumhuriyeti ile pazarlık yapıyor ve isteklerini kabul ettiriyor havası yaratılması sizi rahatsız emiyor mu? Türk Milletinin bir ferdi olarak bu suçlamalardan rahatsız olmuyorsanız, sizin insanlığınızdan şüphe ederim. Böyle bir algının yaratılması bile sorunlu bir durumdur, kabul edilemez.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne İsrail’in, ne ABD’nin emrinde hareket edebilecek bir devlet değildir. Bu müdahalelere müsaade edenler, vatana ihanet suçu ile yargılanır ve gerekli cezaya çarptırılır.
İsrail’in güvenliği için ABD ile birlikte yürüttüğü BOP kapsamında Afrika’dan Asya’nın ortalarına kadar geniş bir coğrafyada Dünyanın Jandarması olma hevesi ile yürüttüğü “22 ülkenin sınırları ve rejimlerini değiştirme projesi” bölgeye tam anlamı ile kargaşa, huzursuzluk, istikrarsız rejimler, kan ve gözyaşı yaşatmaktan başka bir sonuç vermemiştir. Erdoğan da iktidara geldiğinden beri BOP Eşbakanı olarak bu kanlı projeye destek vermektedir.
“Kılavuzu karga olanın, burnu b*ktan kurtulmaz.” Siz Siyonist İsrail ve ABD planları ile hareket ederseniz sonunuzun felaket olacağını bilmelisiniz.
İsrail ve ABD’nin 2003 yılında ortaya koyduğu Türkiye’nin parçalanmış halini gösteren BOP haritası, yayınlanmış bu projeyi uygulamak için bugün de Çözüm süreci adı altında ülkeyi PKK terör örgütünü kullanarak, yerli işbirlikçiler yardımı ile Türkiye’yi parçalama girişimlerini uygulamaya koymuşlardır.
PKK Terör örgütü ABD’nin kara gücü olarak görevlendirilmiş bir taşeron, DEM de onun siyasi uzantısıdır. Kürtleri temsil etmemektedir. Fakat bu ayrılıkçı yapıların sesi şimdi daha güçlü çıkmaktadır. Arkasını İsrail ve ABD’ye dayamış olan bu ayrılıkçı yapılar; Türkiye’yi parçalamak istediklerini, kendilerine ait toprak talepleri olduğunu açık olarak ifade etmektedir. TC Yargısı yasalara aykırı bu bölücü talepleri görmezden geldiği, haklarında bir işlem yapılmamış olmasından cesaret alarak ayrılıkçı söylemlerini daha yüksek perdeden seslendirmekten kaçınmamaktadırlar.
Türkiye’de birlikte yaşamaya karar vermiş Türkler ve Kürtler ortak kaderi paylaşmış, kız almış, kız vermiş kimin Türk, kimin Kürt olduğunu ayıramadığımız bir birliktelik oluşturmuşuz. Bu birlikteliği bozmak isteyen Siyonist İsrail planlarına uyarak huzurumuzun bozulmasına müsaade edemeyiz. Türkler ve Kürtler; Türkiye Cumhuriyetinde tasada ve sevinçte bir olarak ülkenin huzuru, ortak değerlerimiz için birlikte yaşamayı kendimize kader birliği yapmış Anayasa ve Yasalar çerçevesinde eşit haklara sahip vatandaşlar olarak Türkiye Cumhuriyetine birlikte sahip çıkacağız.
Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinde vasiyet olarak verdiği görevi, Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı herkesin yerine getirmek gibi bir yükümlülüğü vardır.
“Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”
Türkiye Cumhuriyeti Atatürk’ün kurduğu bağımsız ulus devlet olarak sonsuza kadar yaşayacaktır.




